8 Nisan 20266’da Güneş Tutulması Türkiye’den Görülür mü? Bir Filozofun Gökyüzüne Bakışı Gökyüzüne yönelmek, insana ilk soruyu fısıldar: “Var mı olmak ya da yok olmak arasında bir sınır?” Bir filozof için tutulma yalnızca astronomik bir hadise değildir; gölgenin ışığın üzerine düşmesidir; bilgiyle cehalet, aydınlıkla karanlık arasındaki sınırdır. 8 Nisan 20266’da gerçekleşecek olduğu varsayılan Güneş tutulması Türkiye’den gözlemlenebilecek midir? Bu soru bizi, etik, epistemoloji ve ontoloji düzlemlerinde düşünsel bir gezintiye çıkarır. Ontoloji: Tutulmanın Varlığı ve Görünürlüğü Ontoloji açısından “var olmak” ile “görünmek” farklı kavramlardır. Güneş tutulması evrensel olarak “var” olabilir fakat belirli bir coğrafi noktadan görünmeyebilir. Tutulmanın gölge kuşağı (umbra ya…
12 YorumEtiket: bir
Kanserojen Yiyecekler Nelerdir? Sağlığımızı Tehdit Eden Gizli Tehlikeler Bir sabah kahvaltısında kızarmış ekmeğin kokusu mutfağı sararken ya da dostlarla mangal keyfi yaparken, çoğumuzun aklına bu lezzetli anların içinde saklanan potansiyel bir tehlike gelmez: kanserojen yiyecekler. Gündelik hayatımızda sıkça tükettiğimiz bazı besinler, aslında fark etmeden vücudumuzu hastalıklara açık hâle getiriyor olabilir. Peki, hangi yiyecekler bu riski taşıyor ve bunlardan nasıl korunabiliriz? Kanserojen Nedir ve Neden Önemlidir? “Kanserojen” terimi, hücrelerde DNA hasarına yol açarak kanser riskini artıran maddeleri ifade eder. Bu maddeler doğada kendiliğinden bulunabileceği gibi, bazı gıda işlemleri, pişirme yöntemleri veya katkı maddeleri sonucu da oluşabilir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve…
16 YorumTefal Çizilmez Tava Hangisi? İnsan Zihninin Çizilmeyen Yüzeyi Üzerine Psikolojik Bir Analiz Bir psikolog olarak insan davranışlarını incelerken, kimi zaman gündelik eşyaların derin semboller taşıdığını fark ederim. Tefal çizilmez tava da bu sembollerden biridir. Dayanıklılığı, sabrı ve yüzeysel zarara karşı direnciyle yalnızca bir mutfak ürünü değil, insan zihninin metaforik bir aynasıdır. Peki, Tefal çizilmez tava hangisi? Bu sorunun yanıtı, aslında insanların stres, eleştiri ve duygusal baskı karşısında nasıl “çizilmeden” kalabildiğini anlamakla ilgilidir. Bilişsel Psikoloji Perspektifinden: Zihinsel Kaplamanın Gücü Bilişsel psikoloji, insanın düşünme, algılama ve karar verme süreçlerine odaklanır. Bir Tefal çizilmez tava, bilişsel dayanıklılığın somut bir temsilidir. Her gün karşılaştığımız…
16 YorumTasvir Tekniği Ne Demek? Psikolojik Bir Mercekten Bakış Her insan, dünyayı farklı bir şekilde algılar ve bu algı, içsel dünyamızın bir yansımasıdır. Bir psikolog olarak, insanların davranışlarını anlamak için bazen kelimeler yeterli olur, bazen ise onları anlamak için daha derinlemesine bir gözlem yapmamız gerekir. Tasvir tekniği, tam da bu gözlem gücüne dayalı bir anlatım biçimidir. Ama bu sadece bir anlatım tekniği değildir; bir anlam, bir duygu ve bir düşünüş şeklidir. Peki, tasvir tekniği ne demek ve bu teknik nasıl insanların algılarıyla ilişkilidir? Tasvir, bir nesne, kişi, mekan veya duygunun ayrıntılı bir şekilde anlatılmasıdır. Ancak psikolojik bir perspektiften bakıldığında, tasvirin yalnızca…
14 YorumKamulaştırma Aşamaları Nelerdir? Cesur Bir Büyüteç, Net Bir Yol Haritası Kamulaştırma… Kâğıt üstünde “toplum için en iyisi” denilerek başlayan süreç, pratikte çoğu kez insanların evlerine, tarlalarına, hatıralarına dokunan sert bir müdahaledir. Evet, kamusal projeler gerekir; yol da hastane de köprü de hayat kurtarır. Ama soralım: “Kamu yararı” dediğimiz şey her zaman gerçekten kamuya mı yarar, yoksa kolayca esnetilen bir sihirli parola mıdır? Gel, birlikte kamulaştırmanın aşamalarını hem adım adım kuralına göre kuralım, hem de her adımın gölgesine bir eleştirel ışık tutalım. — 1) İhtiyaç Analizi ve Proje Planlama: Temelin Temeli İlk adım, projeye gerçekten ihtiyaç olup olmadığını ortaya koyan ihtiyaç…
16 YorumRuhsal Gerilim Ne Demek TDK? Bir Tarihçinin Bakış Açısıyla Ruhsal Gerilim Bir tarihçi olarak, insanlık tarihinin derinliklerine bakarken, toplumların en büyük zaaflarını, en derin endişelerini, hatta içsel çatışmalarını anlamaya çalışırım. Yüzyıllar boyunca, toplumlar hem fiziksel hem de ruhsal gerilimlerle başa çıkmaya çalıştı. Ruhsal gerilim, hemen hemen her dönemde var olan, ancak zaman içinde farklı şekillerde tanımlanan ve ele alınan bir kavramdır. Antik çağlardan günümüze kadar, insanın içsel dünyasına dair bir takım açıklamalar ve çözüm önerileri gelişmiş, ancak ruhsal gerilim hep aynı kalmıştır: insanın içsel huzursuzluğu. Ruhsal gerilim, Türk Dil Kurumu (TDK) tanımına göre, “zihinsel veya duygusal bir rahatsızlık, sıkıntı, gerilim…
10 YorumKamer Kime Ait? Farklı Bakış Açılarını Karşılaştıran Bir Yolculuk Bazı sorular ilk bakışta basit görünür ama derinlere indikçe bizi kendi düşünce yapımızla yüzleştirir. “Kamer kime ait?” sorusu da bunlardan biri. Ay’ın (kamerin) sahibi kimdir? İnsanlık mı, doğa mı, Tanrı mı, yoksa kimsenin mi? Bu soruya herkesin vereceği cevap, dünyaya nasıl baktığını da yansıtır. Ben de farklı düşüncelere açık biri olarak, bu konuda hem bilimsel hem de toplumsal yaklaşımları bir araya getirmek istedim. Bu yazı, verilerle duyguların; objektiflikle sezgilerin buluştuğu bir zemin olsun. Çünkü bazen gerçekleri anlamak için sadece gözlem yetmez — hissetmek de gerekir. Erkeklerin Objektif ve Veri Odaklı Yaklaşımı…
8 YorumGözlem Kelimesinin Kökü Nedir? Bilginin, Varlığın ve Ahlakın Kesişiminde Bir Felsefi Yolculuk Bir Filozofun Sessiz Başlangıcı Bir filozof için her kelime, bir evrenin kapısıdır. Bir sabah pencereden dışarı bakarken fark ederiz ki “gözlem” dediğimiz şey, yalnızca bakmak değildir. O, anlamanın, fark etmenin, hatta yargılamanın başlangıcıdır. Gözlem kelimesi kulağa sade gelir; fakat kökeninde insanın bilgiye, ahlaka ve varlığa dair arayışı yatar. “Gözlem kelimesinin kökü nedir?” sorusu aslında yalnızca dilbilimsel bir merak değil; aynı zamanda insanın dünyayı nasıl deneyimlediğine dair derin bir felsefi sorudur. Etimolojik Yolculuk: Göz ve Lem’in Hikâyesi “Gözlem” kelimesi, Türkçede “göz” kökünden türemiştir. Göz, varlıkla ilk temas noktasıdır —…
14 YorumKısa cevap: Doğru yazım cızbız şeklinde, bitişik ve küçük harfle. “Cız bız”, “CIZ-BIZ” gibi yazımlar yanlıştır. Cız Bız mı, Cızbız mı? Bu Tartışmayı Bugün Bitirelim Şunu baştan söyleyeyim: “Cızbız” ayrı yazılmaz. Evet, tabelalarda, menülerde, sosyal medyada bin türlü varyasyon görüyoruz; ama doğru olan tek bir biçim var. Peki neden hâlâ “Cız Bız” diye ısrar ediyoruz? Çünkü alışılagelmiş hatalar, tekrarlandıkça doğruymuş gibi görünür. Bu yazı, bu yanılsamayı dağıtmak ve dilimize gösterdiğimiz özeni geri çağırmak için. Hazır mısın tartışmaya? Doğru Yazımı Netleştirelim: “Cızbız” “Cızbız”, ızgarada ince dilimli etin hızlı pişerken çıkardığı sesin yansımalı bir adıdır ve artık sözlükleşmiş, tek kelimelik bir yemektir.…
11 YorumEvimi Satmak İstiyorum, Kiracı Evi Göstermiyor Ne Yapmalıyım? Mülkiyet, Hak ve Etik Üzerine Felsefi Bir Düşünce Bir filozofun gözünden bakıldığında, yaşamın her alanı bir etik soruya dönüşür. Mülkiyet, sahiplik ve paylaşım üzerine düşündüğümüzde, “Evimi satmak istiyorum, kiracı evi göstermiyor ne yapmalıyım?” sorusu artık yalnızca hukuki bir mesele değildir; insan ilişkilerinin, hakların ve sorumlulukların iç içe geçtiği bir varoluş sorusuna dönüşür. Bu durum, hem etik hem epistemolojik hem de ontolojik açıdan incelenmeye değerdir. Çünkü burada yalnızca “bir evin satışı” değil, aynı zamanda “insanın kendi mülkiyetine ve başkasının yaşam alanına müdahalesi” tartışılmaktadır. Etik Perspektif: Hak ve Sorumluluk Arasında Bir Denge Etik açıdan…
12 Yorum