“La ilâhe illâ Hu Aleyhi Tevekkeltü ve Hüve Rabbul Arşil Azim” – Tarihsel Perspektiften Bir İnceleme
Geçmişin izlerini doğru bir şekilde takip etmek, sadece tarihe olan bağlılığımızı değil, aynı zamanda bugünü anlama şeklimizi de derinleştirir. Her dönemin kendine has düşünsel ve toplumsal yapıları, geçmişin gölgelerinde nasıl şekillendiğini anlamamıza olanak sağlar. Bugün, “La ilâhe illâ Hu aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbul arşil azim” duasının tarihsel kökenlerini incelemek, yalnızca bu ifadeyi anlamakla kalmayacak, aynı zamanda İslam düşüncesindeki evrimsel süreci ve toplumsal hayatın manevi yönlerini de keşfetmemize yardımcı olacaktır.
İslam’ın İlk Döneminde: Temel İman ve Teslimiyet
Bu dua, İslam’ın temel inançlarıyla derin bağlar kurar. Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatı ve öğretileri üzerine yapılan araştırmalar, bu duanın maneviyatı güçlendiren bir tesir taşıdığını gösterir. Erken dönem İslam’ında, “tevekkül” kavramı, Allah’a tamamen güvenme ve O’na teslim olma anlamına gelir. “La ilâhe illâ Hu” ifadesi, yalnızca Allah’a inanmanın, O’nun yüceliğine teslim olmanın bir tezahürüdür. İslam’ın ilk yıllarındaki metinlerde bu dua, bir müminin Allah’a olan derin teslimiyetini ve O’na duyduğu güveni ifade eder.
Erken İslam Döneminde “Tevekkül” Anlayışı
İslam’ın erken dönemi, büyük ölçüde toplumsal düzenin, inanç temelleri üzerinden şekillendiği bir süreçti. Bu bağlamda, dua etmek ve tevekkül etmek, Allah’ın iradesine teslim olmanın bir yolu olarak görülüyordu. “La ilâhe illâ Hu” ve “tevekkeltü” ifadelerinin birlikte kullanılması, müminin her şeyden önce Allah’a yönelmesi ve diğer tüm zorlukları aşarken yalnızca O’na güvenmesi gerektiğini vurgulayan bir anlatıdır.
Abbâsî Dönemi ve İslami İlimlerin Altın Çağı
Abbâsîler döneminde, İslam dünyasında bilim, felsefe ve teoloji alanlarında büyük bir gelişim yaşandı. Bu dönemde, “tevekkül” gibi manevi kavramların entelektüel bir temele oturtulması sağlandı. El-Ghazâlî gibi büyük alimler, “tevekkül” kavramını sadece dini bir yükümlülük olarak değil, aynı zamanda bireyin içsel huzuru ve manevi olgunluğu için gerekli bir özellik olarak kabul etmişlerdir. Bu dönemde yapılan çalışmalarda, “La ilâhe illâ Hu aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbul arşil azim” duasının, insanın içsel sükûnetini bulmasında ve Allah’a olan inancını derinleştirmesinde nasıl bir araç olduğuna dair derin analizler yapılmıştır.
El-Ghazâlî ve Maneviyatın Derinleştirilmesi
El-Ghazâlî’nin “İhya-u Ulûm-ud-Din” adlı eserinde, tevekkül kavramı, sadece dünyevi işlerde değil, aynı zamanda ruhsal bir arınma ve içsel huzur sağlama anlamında da büyük bir öneme sahiptir. Onun görüşlerine göre, tevekkül, bir insanın Allah’a olan güveniyle ve her türlü zorluk karşısında sabırla yaklaşması ile doğru orantılıdır. El-Ghazâlî, duanın gücünü ve manevi etkisini vurgulamış, “La ilâhe illâ Hu” ifadesinin, insanın Allah’a olan itikadını pekiştiren temel bir motto olduğunu belirtmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu ve Manevi Kültür
Osmanlı İmparatorluğu döneminde de “La ilâhe illâ Hu aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbul arşil azim” duası sıkça kullanılan ve toplumsal hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelen bir dua olmuştur. Osmanlı’da dua, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bir güven ve umut kaynağıydı. Osmanlı İmparatorluğu’nun toplumsal yapısında, özellikle savaşlar ve dış tehditler karşısında halkın ruhsal gücünü artırmaya yönelik bir araç olarak dua kullanımı yaygındı. Aynı zamanda, Osmanlı medeniyetinde, İslami ilimlerin ve tasavvufun etkin olduğu çevrelerde, dua daha derin bir manevi anlam taşımaya devam etti.
Osmanlı’da Maneviyat ve Toplum
Osmanlı İmparatorluğu’nda özellikle tasavvuf geleneği, toplumun manevi yapısında önemli bir rol oynamaktadır. Tasavvufi öğretiler, bireylerin Allah’a olan bağlılıklarını ve tevekküllerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapmıştır. Bu süreçte, “La ilâhe illâ Hu” gibi dualar, kişisel bir arınma aracı olmaktan çok, toplumsal düzenin ve güvenliğin sağlanmasında bir güç unsuru olarak da kullanılmıştır. Toplumun her kesiminden bireyler, dua ederek hem bireysel hem de toplumsal sorunlarla başa çıkmaya çalışmışlardır.
Modern Dönemde “La ilâhe illâ Hu” ve Toplumsal Yansıması
Günümüzde, “La ilâhe illâ Hu aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbul arşil azim” duası, hala İslam dünyasında önemli bir manevi değeri taşır. Ancak, geçmişle kıyaslandığında, günümüzün toplumsal ve politik yapısı, bu dua ve onun taşımış olduğu anlam üzerinde farklı etkiler yaratmaktadır. Modern toplumlarda, dua sadece kişisel bir ibadet olmanın ötesine geçerek, aynı zamanda toplumsal dayanışma ve bir arada olma kültürünü de pekiştiren bir unsur haline gelmiştir.
Günümüzde “Tevekkül” Anlayışı
Modern dünyada, bireylerin manevi ihtiyaçları, sosyal medya ve hızlı yaşam temposu gibi faktörlerle şekilleniyor. Bu bağlamda, dua ve tevekkül, yalnızca dini bir sorumluluk değil, aynı zamanda bir rahatlama, stres yönetimi ve iç huzuru sağlama aracına dönüşmüştür. Bugün, bu dua bir tür manevi güç kaynağı olarak birçok insanın günlük yaşamında önemli bir yer tutmaktadır.
Sonuç: Geçmişin Bugüne Yansımaları
“La ilâhe illâ Hu aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbul arşil azim” duası, tarih boyunca insanları manevi olarak güçlendiren ve Allah’a olan teslimiyet duygusunu pekiştiren bir ifade olmuştur. Bu dua, sadece bireysel bir ibadet değil, aynı zamanda toplumsal yapıları şekillendiren, kolektif bir güven kaynağı olma işlevi görmüştür. Erken İslam’dan günümüze kadar olan süreçte, bu dua ve onun taşıdığı anlamlar, toplumsal düzenin ve bireylerin içsel dünyalarının şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır.
Bugün, hala pek çok insanın hayatında yer bulan bu dua, geçmişin izlerini taşıyan ve modern dünyada da yaşayan bir gelenek olarak karşımıza çıkar. Peki, dua sadece bireysel bir rahatlama aracı mı olmalı, yoksa toplumsal bir güç olarak işlev görmeye devam etmeli midir? Bu sorular, geçmiş ile bugünün kesişim noktasında, manevi ve toplumsal yapıları nasıl değerlendirdiğimiz konusunda bize ipuçları verir.