Herkesin Bir Zamanlar İhtiyacı Olmuştu: 1 Kişi En Fazla Kaç Vekalet Alabilir?
Kayseri’de Bir Sabah: Gözlerimdeki Hayal Kırıklığı
Hava biraz serindi, ama Kayseri’nin sabahları her zaman başkaydı. Biraz puslu, ama güneş parıldıyordu. Dışarıda, her şey gibi sabahlar da koca bir belirsizlik gibi ilerliyordu. O sabah, elime alacağım vekaletnamesinin kokusuna kadar her şey garipti. Sanki bir şeylerin bittiğini hissediyordum. Herhangi birinin hayatında çeyrek asır boyunca olacak şeylerin, o gün bir anda sona ereceği gibi bir duygu vardı içimde.
Bunun farkına varmam biraz uzun sürdü. Ben, 25 yaşında, bol bol günlük tutan, duygularını saklamayan bir genç yetişkin olarak her zaman duygusal bir insan oldum. Ama o sabah… O sabah her şey farklıydı. Yavaşça, ellerim titreyerek masamdaki evrakları gözden geçirdim. Vekaletname. Bu, hayatımda aldığım belki de en büyük sorumluluktu. Ama bir yandan da bana sadece bir yük gibi geliyordu.
“1 kişi en fazla kaç vekalet alabilir?” diye düşündüm.
Hayal Kırıklığı ve İhtimallerin Göğsümde Sıkışması
Vekaletnamenin üzerinde büyük bir yazı vardı. “İzin Verilen Tutar” ve “Yapılacak İşlem” gibi ifadeler. Ancak bir insanın birden fazla kişiye vekalet verebilmesi, sadece güvenli hissettiren bir şey değildi. O kadar çok soruyla boğuluyordum ki… İnsanlar hayatta bazen bu tür kararlarla karşılaşır, ama ne kadar hazır hissedebilirsiniz ki?
Bu kadar yoğun bir sorumluluğu taşımak bile tek başına hayal kırıklığıydı. Her şeyden önce, işin içine giren insanlar vardı. Birine güvenmek ve birinin sana güvenmesi… İnan bana, gerçekten kolay değil. O kadar çok soru vardı ki kafamda; “Benim elimde kaç vekalet var? Ya başkaları da bu kadar yükü taşımak zorundaysa?” İkisi bir arada bile karıştı. Vekalet almak, her şeyin en kötü haliyle sonuçlanacağı hissini barındırıyordu. Ve içinde kaybolduğum bu karmaşayı birkaç gün daha yaşadım.
Ama işte o an, fark ettim. Hani insanlar bir noktada susarlar ya, hiçbir şey söyleyemezler. O anın kalbi atmaya başlar ve sadece gözlerimle birbirimizi anlamaya çalışırız. Ben de sadece sorularla değil, onlara yanıtlarla yaklaşabileceğimi anlamıştım.
Güven, Vekalet ve Bir Hayatın Sorumluluğu
Kayseri’nin o sabahında, sokaklar her zamanki gibi bana yabancıydı. Kimse sana, “1 kişi en fazla kaç vekalet alabilir?” sorusunu sorarken, bilemez ki… Bu, sadece bir işlem değil. İçsel bir yük taşıyan, duygusal bir durumdu. Vekalet almak demek, başkalarının sorumluluğunu alıp onların adına kararlar vermek demekti. Bunu taşıyabilecek kadar güçlü müydüm?
Birinin bana bu soruyu sormasıyla birlikte, o soruya verdiğim yanıt beni değiştirdi. Birine gerçekten güvenmek, onun adına hareket edebilmek… Evet, her şeyden önce bir sorumluluktu. Ama birinin yerine kararlar almak… Kişisel olarak, içimde hem huzur hem de belirsizlik barındıran bir deneyimdi. O an ne yapacağımı bilmemek, beni gerçekten zorladı. İçsel bir çıkmazdaydım.
Bütün bu süreç boyunca, o sabahı düşündüm. “1 kişi en fazla kaç vekalet alabilir?” sorusu, aslında benim kendi duygusal sınırlarımı sorgulamama neden olmuştu. Bir kişiye güvenmek ne kadar zorken, bir kişiye aynı anda güvenebilme kapasitesine sahip olmak da, hayatımın en derin düşüncesi haline gelmişti.
—
Ve sonunda, duygularımın tüm karmaşası içinde, ne düşündüğümü anladım: Hayat, bazen bir tane vekaletle değil, tek bir güvenle anlam kazanır. Birini seçmek, o kadar basit ve bir o kadar derindi. Yavaşça, işlerimi toparladım ve yavaşça işaret parmağımı vekaletnamenin üzerinde gezdirdim. Kaç vekalet alabileceğimi bilmiyorum, ama birinin güvenini kazanmak, en büyük sorumluluk olabilir.